KÜRSÜBAŞI NEDİR?


Kültür ve Turizm Bakanlığı, taşra teşkilatında yaptığı bir dizi değişiklikle bazı koro ve müzik topluluğu müdürlüklerinin ismini değiştirmesi ve sonra bu karardan vazgeçmesi başta Elazığ olmak üzere kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştı.

İlk alınan kararda ise Elazığ’da 1989’da kurulan Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Müdürlüğü’nün ismi Elazığ Kürsübaşı Müzik Topluluğu Müdürlüğü olarak değiştirilmişti.

Bu karar Elazığ kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştı. Bazı kesimler “Kürsübaşı”nın bir müzik topluluk ismi olamayacağını bazıları ise olumlu bir karar olduğu görüşünü savunmuştu. Yani toplum ikiye ayrılmıştı.

Ben görüşümü bildirmeden önce kaynaklardaki “Kürsübaşı”nın anlamlarına bakmak gerek.
Harput’ta günlük yaşamın içinde varlığını gördüğümüz uygulamaların toplum düzeni açısından da bir gelenekselleşmiş görevler dizisini doğal olarak ortaya çıkarttığı mevcut anlatılardan anlaşılmaktadır. Bu konuda Sunguroğlu sosyal hayatın içine yerleşmiş olan düzenin Harput’ta yaşayan insanların hayatında nasıl bir sosyal düzen oluşturduğunu şu şekilde detaylıca anlatarak ifade etmiştir; “Esasen gündüzleri herkes işlerinde güçlerinde olduklarından birbirleriyle temasları nispeten azdı. Fakat ikindi ile akşam arasında dükkânlarda ve dükkân önlerinde, gündüzden daha fazla bir hareket görülürdü. İşte bu hareket ve topluluk, o gece nerede kimin evinde toplanılacağına, kadayıf mı, künefe mi, keklik mi, kara kavurma mı yenileceğine ve kebap mı çevrileceğine dair konuşma ve kararlardı. Bu toplantılara ‘püsün’ adı verilirdi…” (Sunguroğlu, 1968: 277-278 C.4)

Misafirlerin evlerde ya da uygun görülen mekânlarda ağırlanması ise başlı başına bir iş olmakla beraber son derece özenli ve dikkatli olmayı gerektiren bir durum olarak toplum içinde karşılık bulmaktaydı. Bu konuyu da Sunguroğlu; “ Alınacak malzeme, gündüzden tedarik edilir, o gece toplanılacak eve gönderilirdi. Bu malzeme hangi eve gitti ise o evin kadın, çoluk çocuklarında bir telaştır başlar, akşam yemeklerini erkenden yerler, yakın komşu veya akrabalarının evlerine giderler ve o gece için evi misafirlere terk ederlerdi. Çünkü o gece çeşit çeşit oyunlar, türküler, şarkılar, bin bir çeşit muziplikler, açık saçık fıkralar birbirini takip edecek ve bu topluluk yarı gecelere kadar devam edip gidecekti. …sofalar, odalar, kürsü başları insan almazdı. Beri tarafta yemekler pişirilmekte ve hazırlanmaktadır. Bu toplantılarda çeşitli oyunlar oynanır, şarkı, türkü, maya ve hoyratlar söylenir, arada hazırlanan yemekler veya meyveler de birçok muziplik ve neşe içinde güle söyleye yenilirdi.” (Sunguroğlu, 1968: 278 C.4) şeklinde tespitlerle ifade etmiştir.

Sunguroğlu şu tespitlerde bulunmuştur: “Kürsübaşları, gündüzleri bütün ev halkını etrafında topladığı gibi geceleri de konu komşuyu, misafirleri kendine çeker, bu kürsübaşlarında efsanevi bin bir çeşit masallar, bilmeceler söylenir, püsünler yapılır, sinilerle yemekler, çeşitli meyveler, yemişler yenilir, çeşitli oyunlar, çalıp çağırmalar, yakası açılmamış latife ve fıkralar söylenerek kahkahalarla gülünür, hülasa ömür neşe ve huzur içinde geçirilirdi…” (Sunguroğlu, 1968: 280, C.4)

Kış gecelerinde Harputluların en büyük eğlencesi olan Kürsübaşlarında, yaş guruplarına göre toplantılar olurdu. Kürsübaşlarında önceden karar planlanarak sırayla her gece bir evde toplanır. Mahallede akran olan ve ruhen uyuşan insanlar birleşir. Bunlara “kol” denir. Bu kollar o topluluğun liderinin adıyla adlandırılır. Kürsübaşları, gündüzleri bütün ev halkını etrafında toplar, geceleri de varsa eğer misafirlere tahsis edilirdi. Kürsübaşında efsaneler, masallar, bilmeceler söylenip, latifeler şakalar yapılır, yüzük oyunları oynanırdı. Oyun sonunda kaybedenler cezalandırılır ve ağır şakalar yapılırdı. Harput’ta tüm mahallelerde “oda işletme âdeti” vardır. Selamlık daireleri zengin konaklarında, selamlık odaları orta hallilerin evlerinde bulunur. Akşam namazı ile yatsı arasında buralarda toplanılırdı. Bu odaların müdavimleri hep aynı kişilerdir. Bir odanın müdaviminin diğer odaya gitmesi hoş karşılanmaz. Selamlık odalarında sesleri güzel kimseler Ahmediye, Muhammediye, Kısas-ı Enbiya kitapları, Emrah, Nevres külliyatından parçalar okunurdu. Hikayeler, masallar, savaş anıları anlatılırdı. İlim adamlarının selamlık odaları kalabalık olurdu. Devamlı gidenlerin çoğu hocalar, Müderrisler veya mektep medrese görmüş kişilerdir. Bu odalar ilim merkeziydi. Fuzuli, Baki, Nef’i, Nabi, Nedim, Sadi gibi şair ve edebiyatçıların eserleri icra edilir, ezbere beyitler okunmakla kalınmaz “Fuzuliden bir beyit okuyacaksın ki son harfi “b” olsun” şeklinde sorulan sorulara cevaplar alınırdı.

Toplumundaki bireylerin birbiriyle olan ilişkisinin şekillendiği ve öğretiler eşliğinde uygulamaların ortaya konulduğu Kürsübaşı toplantılarında tercih edilen aksesuarlar da belli bir anlayış içinde tasarlanmış ve kullanılmıştır. Kürsübaşı toplantılarının bütün detaylarına ayrıntılarıyla yer veren Sunguroğlu kullanılan aksesuarlar ve özellikleri hakkında da şu tespitlerde bulunmuştur; “Kürsülere gelince; bunlar, 50-60 cm yükseklikte ve en küçüğünün bir yanı 60 cm den başlamak üzere 1,5 metreye kadar genişleyen dört ayaklı ve dört köşeli tahtadan yapılmış kare bir masa şeklindedir. Bazılarının yalnız üst kısmı tahta kaplı, alt kısmı açık, bazılarının ise altıda üstü de kapalı yalnız alt döşemenin ortasında 30-60 cm kutrunda dairemsi oyulmuş boş bir yer vardır ki buraya mangal konulur. Kürsülerin büyüklük ve küçüklüğüne göre hususi surette saman ve yapışkan bir çamurdan yaptırılmış olan bu mangallar, kürsü ayaklarının tam ortasına konulur, etrafında ise abdest sularının ısınması için bakır ibrikler sıralanmıştır…” (Sunguroğlu, 1968: 276, C.4)

Sunguroğlu gibi Sivrikaya da Kürsübaşı toplantıları hakkında benzer tespitlerde bulunmuştur; “Kürsübaşı sohbet ve eğlenceleri, Harput-Elazığ insanının uzun kış gecelerinde, sohbetiyle, öğretici vasfıyla, halk oyunlarıyla, saz ve sözleriyle, yüzük oyunlarıyla, seyirlik oyunlarıyla, masalları, hikâyeleri, efsaneleri, bilmeceleri, taklitleri, şakaları, muziplikleri ve yiyecekleriyle Elazığ-Harput folklorunda önemli bir yer tutar…” (Sivrikaya, 2002: 20)

Sivrikaya mevsim şartlarına göre uygulama şekillerinden bahsederken bu kültürün kesintisiz olarak devam ettiğini de vurgulamış olmaktadır; “Elazığ-Harput insanının kış aylarında yaptığı sohbet ve eğlencelerin dışında, bahar ve yaz aylarında çeşitli sohbet ve eğlence gelenekleri vardı. Gündüz işine giden halk iş bittikten sonra harmanlarda, bağ evlerinde, evlerinin örtme adı verilen kısımlarında, ocak başlarında, ayvanlarda, havuz başlarında kendi aralarında eğlenmek amacıyla eğlenceler tertipler, ziyafetler verirlerdi.” (Sivrikaya, 2002: 21)

KÜRSÜBAŞI ODASI
2005-2007 tarihleri arasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile Elazığ Müze Müdürlüğünün başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmeleri Müdürlüğü ile Elazığ Valiliği’nin maddi katkılarıyla Harput’ta kale içinde “Osmanlı” kazıları yapılmaya başlandı. 

Müze Müdürü Haydar Kalsen’in idari başkanlığı ve Prof. Dr. Veli Sevin’in bilimsel koordinatörlüğü ve Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Necla Arslan Sevin ile Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. Muhammet Beşir Aşan’ın danışmanlığı altındaki yapılan kazılarda ortaya çıkarılan “Harput Konakları” yıkıntılarında “Kürsübaşı Odaları” da günışığına çıktı.
Şimdi bu anlatılardan yola koyularak, “Kürsübaşı” sosyal bir toplantının ismidir. Yani akrabalar ve komşular arasında yapılan bir toplantı ismidir. Müzik ise bu toplantının içinde yer alan bir bölümdür.

HARPUT TÜRK MÜZİĞİ
Harput, 1085 yılında Türklerin eline geçmesi ile birlikte, cami, medrese, hastane, çeşme, türbe ve saray gibi kurumlar yapılarak hızla şehirleşmeye ve önemli bir kültür merkezi olmaya başlamıştır. Bu kurumlarda çok sayıda mutasavvıf, ilim adamı ve sanatkâr yetişmiştir. Bu sanatçılar Harput kültürü ile Türk İslam kültürünün sentezinden oluşan eserler vermiş, şairler şiirler yazmış ve adı bilinmeyen bestekârlar da Harput’taki saraylarda, konaklarda bu şiirleri bestelemişlerdir. Böylece Orta Asya’dan kopup gelen Türk insanı beraberinde getirdiği bilgi birikimi ve folklorik değerlerini Harput kültürü ile birleştirerek hem sanatın hem de medeniyetin en güzide örneklerini burada sergilemiştir.
Bu nedenle bugünkü Türk Sanat Müziğinin doğuş yerleri eğer saraylar veya bu sarayların bulunduğu şehir merkezleri ise; bu müzik türünün ilk bestelerini de Harput’ta veya Harput’taki saraylarda aramak gerekmektedir. Günümüzde önemli bir kültür merkezi olan, “İstanbul’da o dönemlerde Türk ve Türk müziği yokken, Harput’ta kurala dayalı olarak Türk müziği icra ediliyordu.” (Eroğlu 1989:11) 
Müziğimiz “Kürsübaşı” değil “Harput Türk Müziği” olarak adlandırmak gereklidir.
Eğer koroya bir isim verilmesi gerek ise bunu adı da “Harput Türk Müziği Korosu” olmalıdır.
 

cakmakyucel@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
06May

ELAZIĞ KABINA SIĞMIYOR

29Nis

FAAL GAZETECİLİK

22Nis

İL BAŞKANININ GÜCÜ

17Nis

Elazığ hamisini arıyor

12Nis

MEMNUN MUYUZ?